By:
Nezir Can
Genel olarak, Türkiye'deki yabancılar harika bir yaşam tarzının tadını çıkarır. Sıcak yaz günleri, serin akşamlar ve Türkiye'deki ucuz yaşam maliyeti ile çekilen bizler, günlük işlerimizi rahatlıkla sürdürürüz. Ancak, zaman zaman bazı durumlar ve yerli Türklerle etkileşimler bizi kelime karmaşasına düşürür. Bunlar çoğunlukla kültür ve gelenekler arasındaki farktan ve dil bariyerinden kaynaklanır; gerçekleştiğinde nasıl tepki vereceğimizden emin olamayız. İşte Türkiye'deki yabancıların en az bir kez karşılaştığı garip durumlar örnekleri.
Sosyal görgü kurallarımız, bir kişinin kilosunun günlük sohbet veya sosyal tartışmalarda konuşulmayacak bir konu olduğunu uzun süredir belirtmiştir. Eğer bir arkadaşımız aniden çift çene yaparsa ya da pantolonlarına sığamazsa, "iyi görünüyor musun?" diye sorduklarında nazikçe ima etmek veya tamamen yalan söylemek daha uygundur. Ancak Türkler doğrudan konuya girer. Gözlerinin içine bakarak "kilo aldın" diyebilirler, yani kilo aldığını söylerler. Bazı yabancılar bu durumdan rahatsız olur, bazıları öfkelenir; ancak unutulmamalıdır ki, bunu bir Türk kişiye de söylerler. Kişisel olarak algılamayın çünkü kilo konusu Türk kültüründe tabu değildir.

Batı dünyasındaki birçok kişi etçildir. Kahvaltıda çıtır bacon severiz ya da eğer Britanyalıysanız, Pazar yemeğinde büyük, sulu domuz eti parçalarını tercih edebilirsiniz. Neyse ki çoğumuz etimizin nasıl kesildiğini farkında olmadan ve bir mezbahaya hiç gitmemiş olarak yaşarız. Bu nedenle Türkiye'de Kurban Bayramı geldiğinde, ailelerin yıllık hayvan kurbanı hazırlığı bazı yabancılar için biraz tedirgin edici olabilir.
Geleneksel olarak, ailenin reisi hayvanı keserken, başka bir aile üyesi Kuran'dan ayetler okur. Kadınlar ise eti temizler, dilimler ve dağıtır. Bu durum, kültürlerarası ilişkide olan ve katılmak istemeyen biri için zor olabilir. Kimseyi kırmadan nasıl reddedilir?
İyi haber şu ki, günümüzde daha fazla Türk yasal olarak mezbahaları kullanıyor çünkü bu uygulama yasak. Ancak küçük köylerde hala yapılabiliyor. Bu yüzden yabancılar, köpekleri yürürken bazen lambanın kafatasına rastlamayı normal karşılar. Eğer davet alırsanız ve gerçekten gitmek istemiyorsanız, hasta numarası yapabilir, küçük bir yalan söyleyebilir ya da dürüstçe neden katılamadığınızı anlatabilirsiniz. Bu durum karşısında esnek olmanız gerekiyor.

Türkler, dünyanın en misafirperver milletlerinden biridir. Tanımadıkları kişilerle kolaylıkla sohbet başlatabilir ve yeni tanıştıkları arkadaşlarını yürekten kucaklarlar. Tanıştıktan sadece günler sonra akşam yemeği, düğün, sünnet partisi ya da herhangi bir aile toplantısına davet edilmek oldukça normaldir.
Yine de garip durumlar bazen, size mümkün olduğunca çok yemek ve içecek sunulurken ortaya çıkar. Akşam yemeğinde birçok çeşit yemek olmasının yanı sıra, meyve tabağı ve kabuklu yemişler de sunulur. Sadece çay içmeye gittiğinizde bile, içmeniz için ısrar bazen bunaltıcı olabilir. Bir fincan çayın ardından kalkmak bazı çevrelerde hakaret olarak görülebilir. Türkler çok iyi aşçılardır, bu yüzden asla yemeğe hayır demeyin ama daha fazla yiyemediğinizde kalbinize dokunup teşekkür edin, teklifiniz kibarca kabul edilir.

Türklerin zaman anlayışı meşhurdur. Batı dünyasında arkadaşlar ve aile ile buluşmak için randevu ayarlanır, ancak Türkler istediklerinde aniden gelirler. Televizyon karşısında pijama günü planlarken kayınvalide ya da yeni arkadaşlarınız kapınızda olabilir. Buluşmak için yapılan anlaşma sadece bir anlaşmadır, söz değil. Sosyal bir olaya başka bir şey sebep olursa, arkadaşınız geç kalacaktır çünkü bu kaba ya da kırıcı sayılmaz. Böyle garip anlar yaşamamak için rahat olun ve akışa bırakın. Arkadaşlıkları bozmaya değmez.

Çoğu yabancı Türkçe'de en az birkaç kelime öğrenmeye çalışır ve bunları telaffuz etmeyi öğrendiğinde, gururla evden çıkar ve günlük hayatta kullanmaya başlar. İşte o zaman kasiyer/otobüs şoförü ya da başka biri sizin anadili Türkçe olan biri olduğunuzu varsayıp uzun ve hızlıca bir cevap verir, ama siz hiçbir şey anlamazsınız! Bu garip bir andır, ancak Türkçe öğrenmeye çalıştığınızı ve daha yavaş konuşmalarını istediğinizi açıklayarak kolayca çözülür. Dil bariyeri ortaya çıktığında el kol hareketleri de çok işe yarar.

Türkler dokunmayı seven insanlardır. Erkekler kollarını birbirlerinin omuzlarına atarak yürür, kadınlar ise kardeşlik göstergesi olarak birbirlerinin belini tutar. Arkadaşlar ve aile yanak yanağa öpüşür ve uzun süre görüşemediklerinde diğerinin üst kolunu sıvazlayarak sevinçlerini gösterirler.
Eğer bu kişisel alanınıza müdahale olarak geliyorsa endişelenmeyin; yabancılarla olan bu tür fiziksel temaslar sınırlıdır ve yeni arkadaşlarınız en az dokunmayı tercih ettiğinizi kısa sürede anlayacaktır.

Son olarak, tüm bu potansiyel garip sosyal anlara rağmen, zamanla yabancıların Türk alışkanlıklarını fark etmeden benimsediklerini bilmek faydalıdır. Midem ağrıdığında ilaç yerine Ayran içerim. Bazen gözlerimi devirir ve burun kıvırırım, bu Türklerin yaygın alışkanlığıdır, hayır anlamına gelir ama yabancılar tarafından kabaca algılanabilir. Saatlerce çay içerim ve çekirdekleri dişlerimle açmakta ustayım.
Yani, bir gün insanların her iki yanaklarını da öpmeye ya da kilo aldıklarında gerçeği söylemeye başladığınızda şaşırmayın. Bu, Türkiye'deki hayatınıza kolaylıkla ve keyifle uyum sağladığınızın bir göstergesidir. Sonuçta, onları yenemiyorsanız, onlara katılın!
