İstanbul'un ünlü çeşmeleri, bu büyük şehri keşfederken ve gezinirken mutlaka görülmesi gereken yerler arasındadır. Şehir genelinde başlangıçta binin üzerinde çeşme vardı. Ancak ihmal nedeniyle bu sayı dramatik biçimde yaklaşık 400'e düştü. Geride kalan her bir çeşmenin benzersiz nitelikleri ve karakteristik özellikleri vardır.
Osmanlılar, çoğunlukla şehir surları içindeki camilerin yanında, Müslümanların camiye girmeden önce yıkanıp temizlenebilmeleri için çeşmeler inşa ettiler. Bunlar aynı zamanda halka temiz içme suyu sunan hayır amaçlı yapılar olarak hizmet verdi. Ayrıca halktan sakalar da suyu başka yerlere taşırlardı.
Su taşıyanların işi yoğundu çünkü akan su her yerde bulunmazdı. Çeşmeler aynı zamanda sebillerin yanında bulunurdu ve burada görevli bir görevli meyve suyu dağıtırdı. Bu nedenle, İstanbul'un ikonik simgelerini keşfederken, şehrin ünlü tarihini yansıtan bu çeşmelere dikkat edin.
1728 yılında Osmanlı Padişahı III. Ahmet, bu çeşmeyi Asya Yakası'ndaki Üsküdar ilçesinde inşa etti. Çokgen biçimli ve çiçek desenleriyle süslü büyüleyici yapı, şairler Şakir, Nedim ve Rahmi'den alınan yazılar ve mısralar içerir. Çeşme, padişah tarafından annesine adanmıştır ve ilk olarak Boğaziçi kıyısına yapılmış, sonraları mevcut yerine, İskele Meydanı'na taşınmıştır.

Alman Çeşmesi (Alman Çeşmesi) olarak da bilinen bu çeşme, İmparator II. Wilhelm’in İstanbul ziyaretini anmak için yapılmıştır. Yapı, 1900 yılında İstanbul’a getirilmiş ve Sultanahmet halk meydanında yer almıştır. Neo- Bizans mimarisine sahip, çardak şeklinde bir yapı olup altın mozaikler ve sekiz mermer sütunla süslenmiştir. Ayrıca bir plaket, Osmanlı Padişahı Abdülhamid II'nin İmparatora gösterdiği misafirperverliği kutlar.

Sultanahmet’te, Topkapı Sarayı'nın karşısında en güzel çeşmelerden biri olan III. Ahmet Sebil çeşmesi yer almaktadır. 1728’de Osmanlı Padişahı tarafından yaptırılan bu çeşme, el boyaması vazolarından çatı altındaki ve çiçek motiflerine kadar uzanan mimari harikalar barındırır. Bu motifler, İslami dekorasyonların geleneksel bir biçimi olan mukarnas olarak adlandırılır. Tasarım, şehirdeki klasik mimariden Batı etkisindeki Barok mimariye geçişi simgeler.
Topkapı Sarayı'ndan Ayasofya Müzesi’ne yönelin ve gerçek Osmanlı tarzında yapılmış bir diğer güzel çeşmeyi keşfedin. Abdest Çeşmesi, İstanbul'un en büyük ve en çarpıcı çeşmelerinden biridir. Sultan II. Mahmud tarafından yaptırılan yapı, 16 parça ve bronz musluklar içerir. Bir bronz levhada "Her şeyi sudan yarattık" yazısı bulunur. Çeşmenin üzerini örten kubbeyi ise sekiz mermer sütun desteklemektedir.
1781 yılında, Sultan Ahmet III'ün kızı Esma Sultan, çeşmeyi ve açık hava namazgahını (namaz kılınan teras) yaptırdı. Mimari olarak diğer çeşmeler kadar gösterişli olmasa da hâlâ etkileyici ve İstanbul Fotoğraf Müzesi gezisi ile kombine edilebilir.
Beyoğlu’nda, Sultan II. Mahmud'un 1732 yılında yaptırdığı ünlü Tophane çeşmesi bulunur. Yenilenen hamamın yakınında Tophane Meydanı’nda yer alan çeşme, III. Ahmet Sebil çeşmesine benzer şekilde klasik mimariden Barok’a geçişi temsil eder. Tarihi anıt yıllar boyunca yıpranmış ancak 2006’daki restorasyondan sonra eski görkemine kavuşmuş; tavan saçakları ve duvarlardaki süslü oymalar açığa çıkmıştır.

Üsküdar’da Imrahor Caddesi’nde Imrahor Camii yakınında bulunan Ayşe Sultan çeşmesi, daha az gösterişli olsa da kendine özgü bir çeşmedir. Kırmızı ve beyazdan oluşan kemeri rozetlerle süslüdür. Çeşme 1940 yılına kadar çalışır durumdaydı. Önündeki yazıda "Hayat çeşmesinin temiz suyu 1007" yazmaktadır.
Bereketzade: Galata Kulesi yakınlarında bulunan 18. yüzyıl Bereketzade çeşmesi de Osmanlı İstanbul'unun hikayelerini anlatır. Sürekli tamir edilen yapı, yaklaşık 200 yıl sonra mevcut yerine taşınmıştır. Yakındaki bir bilgilendirme levhası mimari ve tarihsel önemi detaylıca açıklar.
Saliha Sultan: Bu yapının arkasındaki güzellik ve hikaye sizi etkilemeye hazır. Efsanelere göre, Mustafa II'nin annesi bir gün dolaşırken ağlayan bir çocuk görür. Ailesine su götüremediği için üzgün olan anne, çocuğu ve ailesini Topkapı Sarayı’na davet eder. Kız sonunda Mustafa II ile evlenir ve oğlu, annesinin hikayesini anmak için çeşmeyi inşa eder.
Basilika Sarnıcı: Bizans döneminde inşa edilen, tarihi yarımadadaki Basilika Sarnıcı’nın mimari stili oldukça etkileyicidir. Sütunların ana formu, burayı İstanbul’un en gözde turistik mekanlarından biri yapar. Bu bağımsız yapı, klasik döneme ait olup eski Bizans sarayına su sağlıyordu. Ana mimari özelliklerden biri ise arka kısmdaki Medusa başlarıdır.
Tarihi Camiler: İstanbul’un ünlü çeşmelerinin yanı sıra, kozmopolit şehir yedi tepede yer alan saray camileriyle de bilinir. Türk hamamlarıyla birlikte, bu ikonik yapılar Osmanlı günlük yaşamında dinin önemini yansıtır. Birçok cami hala aktif olarak kullanılmakta ve halkın bu görkemli iç mekanları görmesine açıktır. Sultanahmet Camii kompleksi bunun sadece bir örneğidir.
