By:
Cameron Deggin
Türkiye ekonomisi, yükselen faiz oranları ve enflasyonla mücadele çabalarını yakından takip eden hükümetle birlikte hassas bir dengede ilerliyor. Para politikası ayarlamalarının yanı sıra, kamu harcamalarının azaltılmasına odaklanılırken verimliliği artırmak için daha fazla teşvik sağlanıyor. IMF'nin projeksiyonları, yıl sonuna kadar enflasyonda önemli bir düşüş öngörürken, 2025 yılına kadar tam kontrol sağlanması bekleniyor.

1,34 trilyon dolar milli gelire sahip olan Türkiye, dünya çapında 17. büyük ekonomi olarak yeni yatırımlar çekmeye hazırlanıyor. 2023 yılında 13 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım çeken ülke, bu yıl ek olarak 15 milyar dolar yatırım hedefliyor ve 2024-2028 yılları arasında 70 milyar dolar yatırım hedefleniyor. Türkiye, 2028 yılına kadar küresel yatırım payını %1'den %1,5'e çıkarma hedefiyle yapısal ekonomik reform hazırlıklarını sürdürüyor.
Türkiye'deki enflasyon konusu, özellikle pandemi sonrası küresel kriz ışığında yabancı yatırımcılar arasında öne çıkan bir endişe haline geldi. Bu doğrultuda, Türkiye enflasyon baskılarıyla mücadele etmek amacıyla yeni bir ekonomik yönetim stratejisi uygulamaya koydu.
Uygulanan temel taktiklerden biri, Türk lirası varlıklarının değerini artırmak için faiz oranlarının yükseltilmesiydi. Bu adım, Türk vatandaşlarını Türk lirası cinsinden yatırımlara yönlendirdi. Sonuç olarak, Haziran 2023 ile Mayıs 2024 arasında Türkiye'ye 15 milyar dolar yatırım ve fon girişi oldu.
Türkiye'nin proaktif önlemleri uluslararası kuruluşlar tarafından fark edildi ve Türkiye'nin kredi notu yükseltildi (bkz: Fitch Türkiye'nin notunu B seviyesine yükseltti). Bu yükseliş trendinin devam etmesi bekleniyor; Türkiye yapısal reformlar yoluyla ekonomik istikrar çabalarını daha da desteklemeye hazır.
Bu birleşik yaklaşım, Türkiye'nin enflasyonla mücadelede kararlılığını gösterirken, aynı zamanda yabancı yatırımı çekip yatırımcı güvenini artırma yönündeki taahhüdünü vurgulamaktadır.
Türkiye, ekonomik yolculuğunda önemli bir dönüm noktasına ulaşarak, Dünya Bankası ve IMF tarafından kabul edildiği gibi yüksek gelirli ülke statüsüne erişti; 2024 yılında kişi başı gelir 15.000 dolara ulaştı. Tahminler, Türkiye'nin 2028 yılına kadar 20.000 dolar sınırına yaklaşacağını gösteriyor.
Bu önemli yükseliş, Türkiye'nin satın alma gücü paritesi bakımından şu anda dünya genelinde 11. büyük ekonomi konumunda olmasıyla daha da belirginleşiyor. 2028 yılına kadar Türkiye'nin dünya sıralamasında 9. sıraya yükselmesi, Avrupa'da Almanya'dan sonra ikinci en büyük ekonomi olarak konumunu sağlamlaştırması bekleniyor.

Türkiye'deki gelişmekte olan yatırım ortamı özellikle mevcut enflasyonla mücadele çabalarının olumlu sonuçlarının ortaya çıkmasıyla daha cazip hale gelecek. Geleceğe yönelik olarak, Türkiye, 265 milyar dolarlık toplam doğrudan yabancı yatırım çekme başarılarını artırarak sürdürülebilir yabancı yatırım akışını bekliyor.
Ayrıca, Türkiye'nin çekiciliğini artıran faktörlerden biri de sınırları içinde faaliyet gösteren 88 bin yabancı şirketin varlığıdır; bu durum dinamik ve canlı iş ortamının bir göstergesidir. Önümüzdeki 4.5 yıl boyunca seçim döngüsünden uzak, net bir yol haritası ile Türkiye, ekonomik momentumu değerlendirerek bölgedeki istikrar ve refahın sembolü olmayı hedefliyor.

Bu yıl ekonomik seyir, birçok temel faktörün katkısıyla ince ayarlı değişiklikler şeklinde ilerleyecektir. Öncelikle, artan faiz oranlarını önlemek amacıyla alınan tedbirler sonucu enflasyondaki düşüş eğiliminin sürmesi bekleniyor; bu da talebi azaltıyor. Enflasyon baskılarının azalması, faizlerde azalmaya yol açarak ekonomik faaliyetlerin hızlanması için uygun bir ortam yaratıyor.
Hükümet stratejisinin merkezinde, Şubat 2024 itibarıyla 32,22 milyon olan istihdam seviyesinin korunması kararlılığı yer alıyor. Bu taahhüt, istihdamın ekonomik istikrarı sürdürmedeki ve sosyal bütünlüğü sağlamadaki kritik rolünü vurguluyor.
Ayrıca, hükümet 270 milyar dolar ihracat hedefi belirledi. Son 10 ayda ithalat azalmış; ihracat ise istikrarlı şekilde artmıştır. Bu durum cari açığın daralmasının ön görülenden daha iyi gerçekleşmesine ve Türkiye ekonomisinin genel olarak istikrar kazanmasına katkıda bulunuyor.
Özetle, Türk ekonomisi mevcut ekonomik ortamda dayanıklılık ve uyumlulukla ilerlemeye hazırdır. Para politikaları, istihdamı koruma çabaları ve ihracata dayalı girişimler arasında dengeli bir şekilde ilerleyerek Türkiye ekonomik momentumunu devam ettirip istikrar ve büyüme yolunda ilerlemeye devam edecektir.
