By:
Cameron Deggin
Dünya genelinde şehir yaşamıyla ilgili en yaygın şikayetlerden biri, samimiyetin kaybolmasıdır. Koşuşturma ve hızlı yaşam tarzı, insanların komşularının adını dahi bilmediği eleştirilerini beraberinde getirir. Birçok kişi de bir şehir paraya, daha fazlasına odaklandıkça, topluluk için ayrılan dinlenme alanlarının azlığından dolayı yeni insanlarla tanışmanın ve arkadaş edinmenin zor olduğunu sıkça belirtir.
Medya yayınları bu kavrama kentsel yalnızlık ya da kentsel izolasyon adını vermiştir. Bazıları bunu deneyimlediğini söylerken, bazıları ise sosyal problemin olmadığını düşünür. Bu kişisel bir görüştür ancak kentsel izolasyonun varlığına inananlar için, bu durumdan en çok etkilenecek ülkelerden biri Türkiye olacaktır.
Geleneklerinin ve sosyal protokollerinin belkemiği aile, arkadaşlar ve komşular üzerine kuruludur. Türk halkı yeni insanlarla tanışmayı ve eski dostlarla bir araya gelmeyi çok sever; bu nedenle erkekler için geleneksel çay ocakları, kadınlar için ise kapı önlerinde oturmak yaygındır. Küçük köylerde herkes adınızı bilir ve kapınızı açık bırakmak, komşularınızın sizi dolandırmayacağı ya da çalmayacağı güveniyle halen nadir olmayan bir durumdur.
Ancak, Türkiye'nin en ileri görüşlü ve gelişen şehri olan İstanbul gayrimenkulünün yapımcıları ve inşaatçıları, bunun üstesinden gelmenin bir yolunu buldu. Miraslarını avuçlarının içi gibi bilen bu yapımcılar, şehirde yükselen büyük gökdelenlere geleneksel topluluk özelliklerini entegre ediyorlar. Böylece sosyal gelenekler hâlâ var; sadece görünümleri farklı.
Mükemmel bir örnek, İstanbul Beylikdüzü bölgesindeki ödüllü proje. Bir ila beş oda arasında değişen daireler satan projede mimarlar, eğlence, aile ve alışveriş gibi tüm yönleri tek büyük alanda birleştirmiş, böylece burası kişisel his veren mini bir şehir gibi olmuş.
Peyzajlı bahçeler ve yürüyüş yolları, Türklerin akşam yürüyüşlerine olan sevgisini yansıtıyor; güneş battıktan sonra her kasaba ve köyde sıkça rastlanan bir görüntü. Aileler, dünya geçerken izlemekten ve bu anı takdir etmekten büyük keyif alırlar. Doğa ile bütünleşmiş, manzaralı bir peyzaj olduğunda ise daha da çok severler.
Oyun parkları, Türk toplumunda bir diğer sosyal ritüel olup, annelerin yeni arkadaşlar edinmesine ve çocukların sosyalleşmesine olanak tanır. Bu projedeki oyun parkı, peyzaja uyumlu bir şekilde tasarlanmış; hafta sonları ve okul tatillerinde yoğun şekilde kullanılacak ortak yüzme havuzları ile birlikte.
Bunun yanı sıra, bekarlar ve arkadaş grupları için kapalı hamam ve sauna, asırlık bir geleneği öne çıkarıyor. Turizm sektörü Osmanlılardan miras kalan ve özelliklerini antik Roma hamamlarından alan geleneksel Türk hamamını sahiplenmiş olsa da, Türkler için bu hâlâ önemli bir topluluk etkinliği ve şimdiye kadarki en iyi temizlenme ritüellerinden biri olarak bilinir. Ayrıca gevşeme ve stres atma sonuçları da tercih nedenlerindendir.

Bazı şehir çalışanlarının gün sonunda ya da hafta sonları aile evlerine dönme lüksü vardır, ancak bütçesi sınırlı aileler genellikle iki ev sahibi olamazlar. İşte bu İstanbul yapımcısı işte bu alanda devreye giriyor çünkü sosyal ve topluluk yaşamının tüm yönlerini entegre etmiş ancak aile yaşamına vurgu yapmıştır.
110 mağazası, 2, 3 ve 4 odalı daireleriyle muhafazakâr ailelere yönelik bu yerleşim, ayrı tesisleri temel öge yaparken aynı zamanda çocuk dostu olmaya da önem veriyor.
Site içindeki oyun alanları ve yüzme havuzları yazın tam kapasite kullanımda olacak, ancak kışın da iş bitmiyor çünkü kapalı oyun odası anneler ve babalar için topluluk merkezi haline gelecek. Projenin bir diğer dikkat çekici yönü ise fitness ve doğaya güçlü vurgu yapmasıdır.
Özenle düzenlenmiş bahçelerde 1,4 kilometrelik yürüyüş parkuru bulunmakta ve bu, İstanbul'a Manhattan'ın Central Park'ının mini bir versiyonunun gelmiş hissini yaşatıyor. Topluluk hissini daha da güçlendiren şeyler ise kapalı yüzme havuzu, site içi restoran ve kafe ile Türk hamamı, ancak bu projeyi diğerlerinden ayıran şey site içi eğlence ve oyun odasıdır.
Yaz ve kış için tasarlanmış topluluk olanakları sayesinde, bu kompleks sakinleri kentsel izolasyondan uzak kalacaktır.

Yukarıdaki iki proje, topluluk ve sosyal yaşamı ön planda tutan çok sayıda projeden sadece birkaçı. Türkiye, eski geleneklerini korumaya istekli ve teknoloji nedeniyle sürekli değişen yaşam tarzlarımız içinde bunu sürdürmek zorlu bir görevdir. Ancak İstanbul'un gelecek vaat eden mimarları, insanları bir araya getirmek için yenilikçi fikirler düşünmelerine gerek olmadığını bilirler. Sadece dostluk ve topluluk gibi asırlık gelenekleri bugünün modern hayatına entegre ederler.