Türkiye'nin en büyük şehri ve önemli iş, finans ve tarihî yapılar merkezi olarak, İstanbul'un ziyaretçilerine ve yerel sakinlerine yeşil alanlar sunmakta zorlandığını varsaymak kolay olurdu; fakat durum tam tersidir. Son 15 yılda, genellikle beton ormanları olarak anılan şehirler içinde parkları, meydanları ve bahçeleri koruma eğilimi tüm dünyada yaygınlaştı. İstanbul da yüksek gökdelenlerin ve trafik sıkışıklıklarının uzağında sürdürülebilir yaşam alanları sunma meydan okumasını başarıyla karşılıyor.
Diğer çevresel uygulamaların yanı sıra, geçen yıl 2017 Avrupa Yeşil Şehir yarışmasına katılmak için çok konuşulan bir başvuru yaptı. Bunun nedeni şehir içinde hafta sonu piknikleri, romantik yürüyüşler için mükemmel destinasyonlar olan birçok yeşil alanın bulunması ve hareketli metropolün farklı bir yüzü olmasıdır. Öyleyse, en çok takdir gören yeşil park ve alanlara bir göz atalım.
Bunların içinde muhtemelen en ünlüsü, İstanbul'un Sultanahmet eski semtindeki tüm turistik yerlere yakın konumda bulunan Gülhane'dir. Yıl boyunca açık olmasına rağmen, özellikle her yıl Nisan ayında düzenlenen İstanbul Lale Festivali sırasında büyük ilgi görür.
Tarihi, saray arazilerinin bir parçası olarak başlamış ve önceleri sadece saray sakinlerine kapalı iken, 1912'de halka açılarak ülke çapında ün kazandı. Başlangıçta köşkler, kahvehaneler ve büyük bir hayvanat bahçesi içerirken, tüm bu yapılar yeşil alanları açmak ve beton görüntüsünü kaldırmak için kaldırıldı. Özellikle kuş gözlemcileri, parkın heronlar ve kargalar dahil olmak üzere çok çeşitli türleri çekmesi nedeniyle burayı ziyaret etmekten keyif alacaklardır.

İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde bulunan bu park, 400 yıl öncesine dayanan ağaçlarıyla şehrin en büyük parklarından biridir. Osmanlı padişahlarının eski imparatorluk bahçeleri olarak, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde av ve ormanlık alan olarak da kullanılmıştır. Boğaz'ın panoramik manzaralarını sunmasının yanında, Yıldız Parkı dünyadan çeşitli bitki türlerine ev sahipliği yapar. İki yapay göl ve tarihî köşkler, İstanbul sakinlerinin hafta sonları aile piknikleri için tercih ettiği cazip bir mekân haline gelmesini sağlamıştır.

İstanbul'un Sarıyer ilçesindeki bu tarihî kentsel park lale festivali tam açıldığında favori mekânlardan biridir. İstanbul'un en büyük parklarından biri olarak, Bizans döneminden 1940 yılına kadar birçok kez el değiştirmiş ve ardından İstanbul şehrine devredilmiştir. 117 dönüm alan kaplayan park, üç tarihî köşk ve çeşitli su yaşam türlerini barındıran iki gölden oluşmaktadır. Köşkler şimdi kafeler olarak kullanılmakta ve park genelinde bulunan çok sayıda piknik masasıyla birlikte hafta sonları yerel halk arasında popüler hale gelmiştir.

Teknik olarak, İstanbul'un 15 kilometre kuzeybatısında yer alan Belgrad, bir park değil ormandır, ancak İstanbul'un en büyük ve en güzel yeşil alanlarından biri olarak bahsetmeye değerdir. 5000 dönümden fazla alanıyla kalabalıktan kaçmak için kolaydır ve bir göl etrafındaki 6 kilometrelik yürüyüş parkuru yürüyüşçüler ve koşucular için mükemmeldir. Osmanlı birlikleri tarafından işgal edilen Belgrad şehrinden gelen Sırpların adını taşıyan ormanda bitki, hayvan ve kuş türlerinin çeşitliliği şaşırtıcıdır ve koruma statüsü kazanmıştır.

İstanbul'un Asya yakasındaki lüks Üsküdar ilçesinde 16 hektarlık alan kaplayan Fethi Paşa Korusu, yıllarca ihmal edilmiş fakat yapılan restorasyonlarla eski görkemine kavuşmuş ve hafta sonları dinlenme ve rahatlama için yerel halkın tekrar ziyaret etmeye başladığı bir mekân olmuştur. Alternatif olarak, 19. yüzyıl Osmanlı prensesi Naile Sultan'ın adını taşıyan Naile Sultan Korusu, tarihî köşkü ile oldukça küçük ama güzel bir ağaç ve çiçek koleksiyonuna sahiptir. Ulus Parkı, Boğaz'ın muhteşem manzarası için ziyaret edilmelidir, Kanlıca ilçesindeki 25 hektarlık Mihrabat Korusu ise piknik yapmayı tercih etmeyenler için küçük bir restorana sahiptir.
İstanbul'da şehir siluetinden uzaklaşmak isterseniz, her sabah Kabataş'tan Prens Adaları'na gitmek için feribotlar kalkmaktadır. Dokuz ada, itibarsız Osmanlı soyluları için sürgün yeri olarak kötü bir üne sahip olsa da günümüzde huzur ve dinginlik için bir sığınak olup hafta sonları tatilciler ve yerel halkı cezbetmektedir.
Büyükada bunların en ünlüsüdür. Adada trafik yasak olduğu için nostaljik 25 dakikalık fayton turu genellikle yapılacak ilk şeydir. Ayrıca, sahil yoluna uzanan banliyö caddelerinde yer alan ve o dönemin tipik mimari tarzını yansıtan eski Osmanlı köşklerine de dikkat edin; burada balık restoranları oldukça hareketlidir.
Prens Adaları, hem yerel halk hem de turistler arasında popüler olmasına rağmen geleneksel, sakin bir atmosferini korumaktadır ve İstanbul'da keşfedilecek yollardan uzak yerler arasında en güzel destinasyonlardan biridir.